Karaköy liman bölgesinde bulunan 5 numaralı antrepo, 2012 yılında İstanbul Resim ve Heykel Müzesine dönüştürülmesi amacıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine tahsis edildi. Böylelikle bir yandan kent merkezinde ve önemli bir bölgede yer almasına karşın neredeyse hiçbir sosyal geçirgenliği olmayan bir alanın kamu yararına kullanılabilmesinin, öte yandan aralarında geç Osmanlı’dan günümüze modern Türk resminin önemli parçalarının da olduğu binlerce değerli esere ev sahipliği yapacak özgün ve nitelikli bir müze yapısının önü açılmış oldu.
EAA’da tasarım sürecinin ilk aşamasında yapılan zihinsel temrinlerde bölgenin tarih içindeki fiziksel ve sosyolojik özellikleri irdelendi. Bu çerçevede, endüstri ve liman bölgesi olarak yüzyıllar boyunca kentin diğer bölümlerinden ayrışan kimliği üzerinden, 50'li yılların son bölümünden beri bölgede bulunan antrepo ve ofis kitlelerinin görsel bellek bağlamında oluşturduğu özgül yerin altı çizildi.Ölçek ve yapısal unsurlar anlamında hayli belirgin özellikler taşıyan bu strüktürlerin korunmasının önemi ortaya kondu. Özellikle antrepo yapılarının en kayda değer yapısal özelliği olarak dikkat çeken betonarme ızgaranın tekrar ve düzene dayalı yüzey geometrisinin sürdürülmesi tasarımın ana hedeflerinden biri olarak ortaya çıktı. Mevcut betonarme taşıyıcı sistemin büyük ölçüde korunması, buna karşın duvarlar ve döşemelerin kaldırılmasıyla, içine yeni müzenin galerilerinin yerleşebileceği üç boyutlu bir ızgara yapının elde edilmesi planlandı.
Müzeolojik yaklaşım anlamında eserlerin farklı dönemlerde değişken küratöryal yaklaşımlar doğrultusunda kategorize edilmesi, mekanların özelliklerine göre değerlendirilerek gruplar halinde getirilmesi ve galerilere dağıtılması öngörüldü. Bu rotanın farklı senaryolara göre değişken izlekler oluşturabilmesi hedeflendi.
Yapıyı saran ve dış etkilerden koruyan şeffaf yüzey, bildik doğrama-cam ilişkileri üzerinden geliştirilen konvansiyonel bir çözüm yerine bu yapının endüstriyel geçmişine de atıf yapan özgün bir sistemle ele alındı. Bazen birbirlerine geçiş olanağı veren kimi kere de tekil bölümler olarak düzenlenen galeriler, yeni yollar ve köprülerle ilişkilendirildi. Böylelikle galeriler arasında sürpriz perspektifler sunan ara mekanların oluşması ve izleyicinin bir yandan eserlerle steril bir ortamda olabildiğince katıksız bir ilişki kurabilmesi, diğer yandan da galeriler arasında kentle ilişki kurabilecekleri bir ortamın devreye girmesi sağlandı.
Yapıyı saran ve dış etkilerden koruyan şeffaf yüzey, bildik doğrama-cam ilişkileri üzerinden geliştirilen konvansiyonel bir çözüm yerine bu yapının endüstriyel geçmişine de atıf yapan özgün bir sistemle ele alındı.

içerik: Tasarım Group